~ OveBen ~

~ OveBen ~

Bu Yalnızlığın ve Trajikomik Hayatın Yalnızca Görünen Yüzü

Son Yorumlar

~YaLNıZLıKLa KaRıŞık~

3/6/2007
Kategori: Derin Anlam

Aklımı çelen, beni mahveden gemiler gene Karaköy’e demirlemişler.
Martılar konup duruyor geminin kenarına, bense seyrediyorum karşısında.
Anlasalar, derim ki martılara; alın aklımı verin kanatlarınızı bana.
Tam bu sırada telefondasın,
Gene sap derken saman zamanındasın...
Sana diyorum ki, şu karşımdaki gemiye binsek beraber açılsak bilmediğimiz yerlere...
Sen bana diyorsun ki beni atarsın sonra açık denizlerde.
Bir tanem, Aşk dediğin razı gelmektir başına geleceklere.
Sen razı değilsin, burada kopuyor ilişkimiz, aşk yerle bir Karaköy limanında
Sevgilim, içim insan ,vücudum, kadın bir türlü anlatamadım sana.
Kim gider, kim kalır belli mi olur hangi limanda .
Sonra kitaplardan konuşuyoruz her zamanki gibi.
Okuduğumuz kitaplar filan tamam da, görmüyor musun hiç bir kitap anlatamıyor insanı tam tamına.

Çaresiz boynu bükük sözler kalıyor sayfalarda,üstelik hiçbiri beni anlatmıyor, seni anlatmak içinde yazmak bana kalıyor.

Bensiz çok mutluymuşsun, öyle hissediyorsan doğrudur. Ama ben akıllıyım
dediğin zaman bil ki bu doğru değil. Seni yaşlandırıyorum farkında bile
değilsin. Sen benim akılsız, ama kurnaz gözbebeğimsin...

Tam sana bağırırken telefonda ,’beni sevmeyen hiçbir adamı sevmedim’ diye
Önünden geçtiğim çiçekçi çingene kadın ‘ben de’ deyince kapatıverdim
telefonu suratına.
Ön dişleri yok çiçekçi kadının, ama olsun koyu ruj sürmüş dudaklarına.
Bir çay ısmarladı oturdum kaldırım kenarında yanına.

Artık doğru yalan bilmem, gönül koymuş sevgilisine, güleceksin ama artık
çiçek vermiyormuş kadına. Sepetinde envai çeşit çiçek, bunlar nedir dedim
sayılmazmış çiçekten sevdiği vermedikçe.
Bir sürü bir şeyler daha anlattı ama dinlemedim çünkü aklım sende.
Zıtlıklarımız, kavgalarımız arasında kalan aşk kim bilir ne halde.
Sonra deniz kenarına yürüdüm denize doğru eğildim ikimizi gördüm dibinde;

Denizin dibinde öylece duruyoruz yüz yüze.
Hiç konuşmuyoruz,
Göze alamıyoruz sevmeyi...
Aşk oyunbozan, ne yapacağı belli olmaz.
Tedirginiz bu yüzden.
Sen bir düş tembelisin,
Bense yaşama yorgunu
Ya da tam tersi;
İkimiz de yanlış biliyoruz her şeyi.
Kavga var yüreğimizde
Birimiz kaybedecek.
Belki ilk defa
Ya ben kazanırsam , o kaybederse korkusu içimde.
Aşk böyle bir şey işte.
Kazanmaktan korkarsın durduk yerde.
Neye dokunsak su ve saydam
Biraz daha nefesimizi tutsak
Göze alacağız birlikte ölmeyi
Bir an aklımızdan geçmiyor değil,
Sonra çıkıyoruz denizin üzerine
Derin bir soluk alıyoruz
Ve ilk solukta boğuluyoruz...


..alıntıdır..

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

~ÖyLe iÇiMDeSiN Ki..~

29/5/2007
Kategori: Derin Anlam


Öyle içimdesin ki...
Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim. Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün. Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım. "Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da.
Neler yazmışım diye merakımdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.

Can Dündar

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

~Ben Sustum, Sen Söyle Sensizliğimi..~

2/5/2007
Kategori: Derin Anlam



Ey yâr, susuşum sözümü esirgemekten değil. Sana değen sözleri çoktan yitirdim; dudağım avare, dilim perişan.


Aklım ermiyor ki, sustuğumu bileyim. Kalbim ayılmıyor ki sana hitap edeyim. Kelimelerin sıcağı kaçmış, hece hece küllenmişler; sükût lehçesinde aç susuz bir mülteciyim şimdi. Seni taşa benzettiler. Öyle dilsiz, öyle hayatsız, öyle duygusuz diye. Değirmende konuşan taş değil midir peki? Acıyı öğütüp ekmek eyleyen senin dönüşün değil mi? Sen değil misin kabrimi bekleyen sadık yâr? Dillerin sustuğu yerde sen değil miydin ısrarla adını söyleyen unutulanların? Sen değil misin nice dertlinin derdini hiç itirazsız dinleyen?

Sahiden taş mı kesildin? Oysa, sen sözlere efsûn bağışlayan dudaksın. Nefesi boşluğun hapsinden kurtarırsın. (Belki de her ses bir mahpusun kırılmış zincirlerinin şakırtısıdır.) Sana değdiği yerde dirilir sessizlik. Sana vuruldukça hece hece kanatlanır suskunluk; şiirlerin ufkuna yükselir söz, öykülerin kuytularında giyinir. Sen, dağı delen Ferhat’sın; söz ki dağı kar gibi eritir de Şirin yâri sımsıcak kucaklar. Sen Aslı’ya Kerem’sin; ses ki çatlak dudaklardan sızan kevserdir. Sen Kerem’in Aslı’sın; söz ki tek bir hecesi bizi varlığın koynuna saklar; “Ol!”sözü hatırına yokluk varlığa yüz bulur.

Taşın sözü yok mudur ey yâr? Taş dediğin konuşur. Zamanın dudağıdır. Çatlaklarından acılar sızar; kuytularında çocuk gülüşleri gibi neşeler saklar. Taş dediğin susar. Zamanın dilidir; bir bakışında nice gürültüyü susturur; anlamsız telaşları dağıtır, hoyrat koşturmaları durdurur. Kadîm zamanlar içinden sızıp gelen bir kan gibidir taş; nabzımızı doldurur.

Taş zamanla eskimez mi? Sen zamansın, ey yâr, gelir ve gidersin. Saatlerin kadranında uslu uslu gezinirsin amma saçlarımı değil sadece kemiklerimi dağıtırsın. Usulca sokulursun odama; “tik-tak”, sadece “tik-tak".. Eşyalarımı değil, sadece beni de benden çalarsın; elbisemi değil sadece tenimi de soyarsın. Sevdiğimle arama ayrılıklar koyansın. Sen çoğaldıkça ben azaldım; seni tükettim derken ben tükendim. Sen zamansın, ey yâr, pek kıskançsın.

Taş kesilmişsin ki sana vefasız dediler. Tanımazmışsın beni. Adımı bile anmazmışsın. Güzellikten hiç anlamazmışsın. Mehtabı kucaklayan sen değil misin her defasında? Günün ilk ışıkları sana koşmadı mı her sabah? Nice surlarda masum bebekleri bekleyen sendin. Nice sütunlarda fısıltılı dualara fısıltını ekleyen sensin. Köprülerde kemerlerde yâri yâre kavuşturan senin metanetin değil mi? Çeşmelerden serin sulara yol veren senin serinliğin değil mi? Dereler boyu suların elinden tutup şarkılar söyleyen sen değil misin?

Aslında kendi taşını dikiyor değil mi insan? Her gün bir önceki günde bırakırız bedenimizi. Her yeni günün sabahında eskimiş bedenlerini yüklenir gibi insan. Sanki yakamızda çocukluk fotoğrafımızı taşır gibi yürürüz yeni zamanlara. Kendi cenazesini kaldırır gibidir insan. Baktığımız her yüzün ardında eskimiş yüzler saklıdır. Şimdiki bedenimiz daha öncekilerin başını bekleyen konuşkan bir taştır. Ölmüş yanlarımızı hatırlatır. Bir taş gibi ağırlaşır gözlerimizin karası. Var-yok arası bir titreyişe dönüşür nefesimiz. İki nefes ortasında dikilir taşımız. Taştan taşa koşar bakışımız. Hatıralarda saklı, solgun fotoğraflara nakışlı yüzler üzerine uzanır gölgesi.

Sen değilsin; taş benim ey yâr. Kendimi taşımaya mecâlim yok. Kendime söyleyecek sözüm yok. Kabrimden kalbine taşınıyorum ey yâr. Suskunluğum taş olmaklığımdan. Sözsüzlüğüm sözümü taşa devrettiğim için.

Bağrımda ağır ve soğuk bir suskunluk... 
Taşıdığım sensin ey yâr;
Söze sığdıramadığım,
Ve hiç susturamadığım.
Ne oldu kalbime?
Katılaştı, katılaştı;
Taştan da katılaştı.
Ağlarsa, taşlar ağlar.
Ben ağlayamadım; sen ağla...
Taş değil misin, ey yâr?..
..alıntıdır..
Bir arkadaşımın(monarosa) bulduğu bir yazı.. yazılara çok nadir hayran kalırım ve bu yazıya hayran kaldım...

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

siyah gözlerine beni de götür...

10/3/2007
Kategori: Derin Anlam


Daha Dokunmadan Kuru İrem
Çöllere Bir Türlü Yağamıyorum
Yeni Bir Koşunun Başlangıcında
Biraz Deprem Sonrası,
Biraz Şehir Hülyası,
Bir Kalp Yangınından Geriye Kalan
Siyah Gözlerine Beni de Götür
Artık Bu Yerlere Sığamıyorum...

Pembe Uçurtmalar Yolladığından Beri,
Sarardı Tiryaki Menekşeleri
Sonbaharın Tozlu Kafeslerinde,
Sevgi Turnaları Yakamıyorum
Turnalar Gidiyor; Ben Kalıyorum...

Avareyim, Asudeyim, Yorgunum
Bilmiyorum Neden Sana Vurgunum...

Erzurum Garında Banklar Üstünde
Uyku Tutmuyor Karanlıkları
Yitik Düşlerimi Kovalıyorum
Gölgeler Gidiyor; Ben Kalıyorum...

Binbir Türlü Kokuyorsa Yaylalar
Siyah Gözlerine Beni de Götür;
Baharın Koynundan Koparım, Sana
İpek Bir Mendile Sardığım Yüreğimle
Şehzade Gülleri Gönderiyorum
Umutlar Kalıyor; Ben Gidiyorum...

Bütün Yelkenleri, Deniz Fenerlerini,
Kaptanları Sorgulayan,
Yanından Geçen Küheylanların
Korku Tufanına Yakalandığı
Siyah Gözlerine Beni de Götür...

Güneş Ülkesinden Gelen Yiğitler
Benzeri Olmayan Bir Dünya Kursun
Cellat Ayrılığın Boynunu Vursun...
Usul Usul İntizarı Çürüten
Bu Hercai Diken, Bu Çılgın Arzu
Sürüklüyor İmkansız Muştuların
Eşiğine, Gönül Vadilerini
Bir Ağaçtan Düşen Yapraklar Gibi
Düşüyorum Tanyerine
Ya Topla Yaralı Kırlangıçları
Ya da Bu Vefasız Şarkıyı Bitir
Özgürlüğe Giden Tutsaklar Gibi
Siyah Gözlerine Beni de Götür...

..alıntıdır..

bu şiir göz rengimden dolayı dikkatimi çekti
şaka bir yana çok hoş ve duygulu... "umutlar kalıyor, ben gidiyorum" ve "cellat ayrılığın boynunu vursun" cümleleri çok acıttı be umutları da yanımızda götürsek olmaz mıydı sanki..

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

beni seviyor musun?...

9/3/2007
Kategori: Derin Anlam


Kadın adamı çok seviyordu...
Yemyeşil ovalarını verdi adama
Yaşam fışkıran.
Beni seviyor musun?
Evet, dedi adam...
Güneşini, ayını verdi kadın
Yıldızları taktı bir bir adamın omuzlarına...
Beni seviyor musun?
Tabi, dedi adam...
Kadın çağladı
Gürül gürül akan pınarını verdi adama.
Beni seviyor musun?
Elbette, dedi adam...
Kadın bağlandı
Yaşam ipini adama verdi.
Bir oldular tek oldular adamla.
Beni seviyor musun?
Biliyorsun, dedi adam...
Kadın dağlarını verdi adama
Tırmandılar doruklara.
Beni seviyor musun?
Aşağılara baktı adam zirveden.
Başkalarını gördü
Sustu adam...
Ağladı kadın...
Gözyaşını verdi adama
Almadı adam...
Kadın onurunu verdi adama
Şaşırdı adam...
Sordu yine usulca kadın
Beni mi seviyorsun?
Onu da seviyorum seni de, dedi adam...
Sustu kadın...
Verecek bir şeyi kalmadığında...
Senin yüreğine ihtiyacım var, dedi adam
Başkasını sevebilmek için...
Çıkarıp yüreğini verdi kadın.
Korktu adam...
Beni sevmiyor musun, dedi adam.
Sesi yoktu kadının söyleyemezdi.
Gözleri yoktu kadının ağlayamazdı.
Kalbi yoktu kadının sevemezdi.
Onuru yoktu kadının yaşayamazdı.

Nurdan ÜNSAL

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı