~ OveBen ~

~ OveBen ~

Bu Yalnızlığın ve Trajikomik Hayatın Yalnızca Görünen Yüzü

Son Yorumlar

İnsan/Hayvan=Akıl > Hayvan≠İnsan

5/7/2009
Kategori: Hayata Dair





















                    Hiç kendinizi boşlukta hissettiğiniz oldu mu? "Neden burdayım, ne yapıyorum, amacım ne benim, bu dünyaya şu otu yemek, şu sudan içmek, şurayı gezmek, şu okulu bitirmek sonra da toprakta ağzı açık etleri böcekler tarafından kemirilen bi kafatası olmak için mi geldim?" diye geçiyor mu aklınızdan?

                      Bu soruyu başlarda deli gibi her şeye sorardım. Neden böyle? Ali neden Ayşe'ye topu atıyor, Ayşe neden tutuyor? O top niye bana atılmıyor? Oysa Ali'nin ata bakarken hep ben de ona bakardım, neden nedeeeennn!!" diye haykırışlarım hala zihnimde Mutlu (Ayrıca bu konudaki düşüncelerime 2. bir yazıyla devam etmek isterim. Her neyse.)

                     Oysa artık her şeye mantıklı bir kılıf diker oldum. Yanlış anlaşılmasın, belli bir amaç güderek yazmıyorum bu yazıyı. Kim ne yaparsa yapsın bana ne, ama sadece fikir paylaşımı benimkisi. Aklımdan geçenleri söylüyorum ki, 'benimle aynı düşünceleri paylaşanlar neden paylaşıyor, farklı düşünenler neden öyle düşünüyor' merakı. Artık her "neden"ime bir "çünkü"m oluyor. Çünkü cevap zaten doğada yer alıyor. Biz gerçekten milyonların arasından bu dünyaya bir kafatası olarak kalmak için gelmemiş olsak gerek.. Bence; eğer ot olarak bitmemişsek, kuş olarak doğmamışsak, insan olarak yer yüzünde yer alıyorsak, olmadığımız her şeyden bir farkımız olmalıdır. Peki nedir fark?

                     Hayvanların ve insanların evrensel genellemelerle işlevleri ve yaşam biçimlerine bakarsak;

  • İnsanlar besleniyor , hayvanlar da.
  • İnsanlar uyuyor, yan gelip yatıyor, hayvanlar da
  • İnsanlar güvenliğe ihtiyaç duyuyor, hayvanlar da.
  • İnsanlar çalışıyor, e hayvanlar da çalışıyor(çalıştırılıyor)
  • İnsanlar ürüyor, anne-baba oluyor, hayvanlar da.
  • İnsanlar giyinmeye ihtiyaç duyuyor diyemeyeceğim çünkü artık duymayan türleri var Kararsiz
  • İnsanlar düşünüyor da diyemeyeceğim, çünkü düşünmeyen o kadar çok örneği var ki. Şimdi hak yemeyelim; düşünüyoruz, icat ediyoruz, geliştiriyoruz... Bunlar hayvanlardan farkımız denilebilir. Ancak sonuç nedir? Vahşice öldürüyoruz, pisletiyoruz, kirletiyoruz, kendi kendimizi imha ediyoruz.. Hem de ekoloji denilen sistemin kuralı olmadığı halde, yani gereksizce yapıyoruz bunu. Neyse konumuz bu değil.
  • Hayvanlar itaat edebiliyor, kendini tehlikede hissedince değişebiliyor, hisleri var, ağlıyor gülüyor, tutuyor, yüzüyor, güneşleniyor, yürüyor hatta konuşuyor, tüm insanlar gibi.
                       Bunca şey listeledik de ne oldu? E ne farkımız kaldı artık hayvanlardan? Yalnızca temel ihtiyaçlarımızı karşılamaya mı geldik gerçekten bu dünyaya? Her "kendini gerçekleştiren ideal benlik" içinde biraz da "tüm sorulara cevap bulabilmiş ve gerçekten uygulayabilmiş hayvandan farkı olan yüce insan" barındırmaz mı?

                       Affınıza sığınıyorum ama, birkaç felsefik söz müdür bizi insan yapan, düşündüğümüzün ispatı. Ne diye insan olarak gönderildik o halde biz? Bir sebebi olmalı diye geçmedi mi gerçekten. Oyunun kuralları bize hem yazılı olrak verilmiş, hem de örnek insanlar gönderilmiş oyunu nasıl oynayacağımızı, hangi durumda ne yapmamız gerektiğini gösteren. Hem de bizler o kadar zor koşullarda da gönderilmemişiz. Yerine göre basit ve eğlenceli evcilik tüm düzeneğiyle kurulmuş, bizler "çocuk" rolü ile tek tek bu oyuna sokulmuşuz. "Aaaaa ben oynamıyorum böyle bi kural yok, yalan söylüyorsunuz, bu kuralları ve bilgileri de okumayacağım, ben kendi kuralımı kendim yazarım, evciliğimi de kafama göre tamamlayacağım" demek ne kadar doğrudur ki? Bir de bakmışsınız, oyuncu değişikliği panosunda sizin numaranız, siz de mezarlık kulübesine "rahmetli" oyuncu olarak gönderiliyorsunuz..
 
                      Cidden sonunda "o mamma miiaa, beni insan yapacak olan şeyler arkamda bıraktığım eşşsiz hazinemdir, mirasımdır" diyenlerdenseniz; size kocaman bi "bızzzttttt". (Yeri gelmişken, hayvanlar bunu da yapabiliyor. Örneğin; karıncalar.)

                      Emin olun "dünyada çocuğunuza torununuza bıraktığınız mallar joker hakkı"diye bir şey yok ve "rekor düzeyde içilen alkolün şişeleriyle çekilen fotoğrafın facebookta paylaşım sayısı","modayı takip edebilme ve gucci, burberry vb. markaların son sezon ürünlerini herkesten önce alma hızı" geçersiz sayılacak  sınavda.. Bunca yazılanı tek bir cümlede özetleyebilir miyim? Deneyeyim. Hayvanlardan farklıysak, hayvanların yapabildiklerinden farklı şeyler de yapmak gerek. Düşünüyorsan; akla, mantığa, inanca vb. sahipsen ispat et. Tabi mezarlık kulübesine gönderilmeden önce..

                    Kısaca, bu güne kadar ki öğrendiklerim, (olacaklar, bizi bekleyenler vb. bilgiler, uyarılar) ışığında şunu söyleyebilirim ki, titreyip kendimize gelsek(ben de dahil) iyi olacak kanaatindeyim..

pacch

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Don't forget me/Beni Unutma...

5/7/2009
Kategori: Hayata Dair

Unutmak..

Hem çok güzel bir duygu, hem de çok kötü. Hele de bu eylem edilgen bir yapı almışsa.. Bu değil mi hayattaki bütün çaba?

Birçok insanın ünlenmek istemesi, arkada bir şeyler bırakmaya çalışması, seni anmayanın, hatırlamayanın, arayıp sormayanın "hayırsız" olması, bir evlat bile bir miras değil mi bu hayata?

Bazen de çok işlevsel bir özellik, hele bir de edilgen olmamışsa.. Kötü anılar, elde olan yada olmayan yaşamışlıklar.. Kötü olay lekeleri damlayan zihninizi "Kuru Unutma Şirketi"ne vermek gibi; "Hızlı ve temiz, En Zorlu Lekeleri En Geç 40 Günde Unutturuyoruz" ki biz buna halkça "kırkı çıkmak" diyoruz...

Oysa unutulmalı mı her şey? E o kimdi? Sen unuttuysan yaşamadıysan o yaşayan, hikayenin baş kahramanı/yardımcı oyuncusu/figüranı/şahidi kimdi?

Biz miyiz acaba basitleştiren her şeyi? yoksa hayat gerçekten bu kadar basit mi? Sözüm çabucak unutmayanlardan/her şeyi -hakkıyla- hatırlayanlardan dışarı..

Unutmak bir yana, ben de mi hatırlanma telaşındayım? Galiba.. Benden miras bu yazıyı da ardımdan aşağıda yer alan şarkı eşliğinde okuyun efendim(daha akılda kalıcı olsun diye, e bu da bir strateji tabi Masum).

Sağlıcakla..

pacch

Don't Forget Me (Neko Case)

In the wintertime keep your feet warm
But keep your clothes on and don't forget me
Keep your memories
But keep your powder dry too

In the summer by the poolside
While the fireflies are all around you
I'll miss you when I'm lonely
I'll miss the alimony too

Don't forget me, don't forget me
Make it easy, only just for a little while
You know I think about you
Let me know you think about me too

And when we're older and full of cancer
It doesn't matter now, come on get happy
'Cause nothing lasts forever
But I will always love you...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Muzice Gibi Bir İlaç

22/9/2008
Kategori: Hayata Dair


Belki de reçetesiz satılan, her bütçeye uygun, herkesin kolaylıkla bulabileceği , gösterdiği reaksiyonları gösterebilen herhangi bir kocakarı ilacı şimdiye kadar üretilmemiş, üretilmesine de tüm (kocakarı demeyelim de) teyzeler tarafından teşebbüs bile edilmemiş tek bir ilaç var galiba.
İlk anda bitkisel hayat yolcusu olan hasta bu ilacı almak istemiyor, şekerli veya portakallısı da yok üstelik işi kolaylaştıran. Yakınlarda eş, dost, akraba, artık kim varsa, ısrar ediyor bu ilacı alması için. Ama hasta ısrarla, hatta belki ıslak gözlerle kapatıyor ilaca bünyesini. Etraftakiler oyalayıp, ilacı "ham yapması" ve iyileşmesininı sağlamak için ısrar ediyor, alışverişe, lunaparka, koşuya, hatta platese bile götürebiliyorlar kandırmak için. Tabi bu arada hastaya çaktırmadan ilaç da enjekte ediliyor, tüm sistemlerine karışıp etkisini göstermeye başlıyor.
Arada tekrar, bir görüntü, bir yiyecek, yaşanan bir anı, bir hikaye vb. hastalık semptomlarını tetiklese de, düzenli olarak alınmaya devam edilen ilaç sayesinde kısa sürede tüm reaksiyonlar ortadan kalkıyor.
Hasta tedaviye olumlu yanıt veriyor, bitkisel hayata girmek üzereyken bu mucize ilaç sayesinde yeniden, hatta eskisinden daha sağlıklı ve stabil hayatına kavuşuyor.
Ne mi bu ilaç? Yalnızca zaman...

pacch

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Evet yaşlanıyoruz..

1/8/2008
Kategori: Hayata Dair

Heyt bee neydi o eski günler :) Bizimkiler dizisi hiç kaçmaz, her pazar banyodan sonra mutlaka izlenirdi.. Eğer misafirliğe gidilmişse orda tam gaz devam.. Sanal bebeklerimiz bir yaş arttığında müthiş bir mutluluk sarardı. Öldüğünde yine aynı derece üzüntü… Her Allah’ın günü okula gitmek için kaldıran annemize yalvarırken, hafta sonları nasıl büyük bir azimle çizgifilm izlemek için kalkardık hala şaşıyorum :P Özellikle de şeker kız candy, (abim yüzünden izlemek zorunda olduğum ve sonradan müptelası haline geldiğim) Tsubasa(topu alıp kaleye götürürken aştığı dev gibi çizgi çizgi saha yollarını kim bilmez :P Hele de topu şimşek gibi çaktıktan sonra filede açılan delikleri…), Şirinler, Taş devri ve Jetgiller.. Hatta şu Jetgilleri izlerken 2010 yılı çoook uzak gelirdi, o yıllarda uçan ve tek düğmeyle kibrit kutusu olabilen arabaların, havada evlerin, robotların, kapsül halinde yemeklerin, uyandırma servisinin olacağını falan sanırdım. :P Şimdi bakıyorum da, 2010′a ay sayıyoruz. Bu da bizim yaşlandığımız gerçeğini daha bir doğruluyor sanki… Nerde benim avunma cümlem, heh, kemm kümm,”Her yaşın ayrı bir güzelliği var” :P O yıllar deli gibi atari modası vardı. Hatta sanırım bizim evde biryerlerde hala duruyor o kutu. Her çizgi filme göre bi oyun kaseti olurdu. Sonra yerini playstationlar aldı, şimdi ise pcler.. Ama hala benim aklıma takılır.. Nasıl çalışıyordu o “duck hunt” adlı oyunda tabanca? :S

Ah o pamko’lar, yumiyum’lar, taso çıkan cheetos’lar, küçük paketler halinde satılan saralleler, annelerden gizli alınan ve bisikletin tepesinde küçük molalarda yenen meybuzlar.. Ah o kokulu silgiler, cafcaflı kaplıklar, dışı lazer boya kaplamalı kalemler, beslenme çantaları, patenler, ayak altından geçmeli taytlar, evde yapılan çiftkale maçlar(büyüdükten sonra küçük geliyo tabi holl)… Ah ahhh…Hakkaten yaşlanmışız bee : ) Ama ne mutlu, dolu dolu yaşlanmışız.. Ve böyle dolu dolu da yaşlanırız inşallah…

pacch

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Batıl Ama Ne Batıl

1/8/2008
Kategori: Hayata Dair

(dikkat, kategoriden de anlaşılacağı üzere bu yazı saçmalıktır, beğenmiyorsanız okumayınız :D)

Ne zamandır diğer sitemde taslak olarak saklı tuttuğum bu yazıyı hortlatıp pörtletme zamanı geldi..

Herkesin batıl  inançları vardır, benim yok diyen var mı, elleri göreyim?

Yok..

Kimi elden bıçak vermez, kimi kara kediden kaçar, kimi merdiven altından geçmez, kimi ayna kırılmasının 7 yıl uğursuzluk getirdiğine inanır, kimi gece sakız çiğnemez, tırnak kesmez vs. vs… Bu konuya artık bilimsel bi açıklama getirmenin zamanı geldi

Nerden çıkmış ki bunlar, nasıl çıkmış hep aklıma takılmıştı. “Deneme-yanılma” yöntemiyle buldum hepsini ve açıklamada olabildiğince az bilimsel terim kullanarak altta(bknz alta) açıkladım

Elden bıçak vermek: Bu işlem yapıldığında, uğursuzluk getirileceğine inanılır. Bu hurafenin çıktığı noktada büyük ihtimal şöyle bir olay cereyan eder :P

Co ogün eve gelmiştir. Ceyn de temizliğini yapmış, ufak bir iki ayrıntıyı halletmektedir. Gelir gelmez mutfağa giren aç co’ya ceyn içerden bıçağa ihyacı olduğunu ve getirmesi için seslenir. Co mutfakta yarım kalan tıkınma işlemini biran önce halletmek için bir hışım bıçağı sapından tuttuğu gibi bakmadan eşine uzatır. O sırada elini uzatmış olan ceyn’in eli kesilir, yeni yıkadığı danteller kana bulanır. O zamanlarda da vişne, kan, çim lekesi gibi lekeleri çıkaran omo bulunmamıştır. Ceyn panik halde “boyun devrilmeye coo, bak ne halt ettin” diye co’ya haykırır. O günden sonra asla elden ele bıçak verilmez, bu alışkanlık yayılır gider…

Kara Kedi: İki arkadaş yolda giderlerken kapkara bir kedi görürler. Pisi hem önlerinden geçmekte, hem de tuhaf mırıldanmalar çıkararak . İki meraklı ve saf arkadaş bu pisiye dalmış giderlerken biri direğe çarpar, diğeri de direğin yanındaki belediye çukuruna takılıp düşer. O günden sonra nerde bi kara kedi görseler önlerinden geçmesine izin vermezler, verdirmezler. Bu da yayılır gider..

Merdiven altından geçmek: Yerçekimi kanununa uyan bir merdiven, dengesizce koyulduğu için altından geçen kişinin üzerine düşer.

Ayna kırılması:Bu kıtlık zamanlarında, daha ortada öyle fazla ayna yokken, olanlarda çok pahalıyken, kendini beğenmiş bir bayan tarafından ortaya atıldığı iddia edilir. Aynası kırılan yaşı geçmiş bayan, aynaya bakarken düşürüp kırar. Çığlık çığlığa, kendimi göremezsem nasıl yaşarım diye ortalığı yıkar. Tabi cam kırıklarının milletin ayağına batması da cabası. O günden sonra bu bayan ne kötülük yaşasa bu aynacağızdan bilir. 7 yıl sonra da hakkın rahmetine kavuşur zaten. Birdaha da kötü birşey olduğunda “eiyy bu o aynanın işi, pis uğursuz” diye ciyaklayan biri olmadığı için ve hizmetçileri bu bayandan kurtuldukları için uğursuzluğun üzerlerinden gittiğine inanırlar ve süre 7 yılla sınırlandırılmış olur..

Gece sakız çiğnemek: Safın biri gece ağzında sakızla uyuyakalır ve soluk borusuna kaçarak ölüm sebebi olur. E memlekette saf mı eksik, birkaçç tanesinin daha başına gelince bu olay doğrulanır ve yayılır gider..

Gece tırnak kesmek:Daha köylere elektrik gitmediği zamanlarda ve gaz lambalarının da her odada olmadığı zamanlarda gece tırnak kesenler mutlaka parmaklarından bir parça da kesmektedirler. Bunun mikrop kapma olaylarını depreştirdiğini gören, köyün okumuş ebesi(o zamanlar köyün doktoru sayılırdı) şimdi bilimsel açıklama yapsam inanmazlar en iyisi onların anlayacağı dilden söylemek’ der ve ortaya böyle birşey atar. Günümüze kadar geldiğine göre, bu cümle baya işe yaramıştır…

(bu yazım 19 eylül 2007de yazılmıştır. diğer siteme icra memurları gelince buraya taşıyorum

)

pacch

)

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı